
Rodos'un kuşatılması |
1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethinin ardından, adalar yaklaşık olarak 390 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmış ve Türkler Oniki Adadan çoğunlukla Rodos ve İstanköy adalarında ikamet etmişlerdir.
İtalyan işgalinden hemen sonra 1912'de yapılan nüfus sayımına göre, adanın nüfusu 61.886 olup, bunun 28.344'ü Rodos şehrinde yaşamaktaydı. Bu nüfusun 17.246'sını Ortodoks Rumlar, 6.490'ını Türkler, 4.290'ını Yahudiler ve 318'ini de İtalyan Katolikler oluşturmaktaydı. Halen Rodos adasında 2.500 civarında Türk nüfus yaşamaktadır.
Rodos adasının yüz ölçümü 1404 kilometrekare olup, adanın kuzeydoğu ucunu oluşturan Kumburnu ile karşısındaki Anadolu kıyısının en yakın noktası olan Prinari burnu arasında 18. km uzaklık vardır. Normal geçiş yolu Marmaris ile Rodos limanı arasındaki mesafe ise 45 km. yani 25 deniz milidir.
İstanköy adası ise, 1522 yılında Rodos'un işgalinden hemen sonra Kalimnos ve Leros adaları ile birlikte aynı gün Osmanlı idaresine geçmiştir. Adanın uzunluğu 37 km. çevresi 112 km. olup 290 kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahiptir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde adada, 11.000 kadar Türk yaşamaktaydı. Ancak 19. yy. sonunda ve özellikle de 1922'de Anadolu topraklarından kaçarak buralara gelen Rum halkı ile, adanın nüfus dengesi bozulmuş ve Türkler azınlık durumuna düşmüştür. Halen adada 2.000 kadar Türk yaşamaktadır.
Rodos ve İstanköy'de yaşayan soydaşlarımız Avrupa Birliği üyesi bir ülkede yaşamalarına rağmen, Yunan Yönetimi'nin çeşitli baskı ve asimilasyon tedbirlerine maruz kalmaktadırlar.
Çeşitli uluslar arası anlaşmalar ile garanti altına alınan ve en temel haklardan olan ana dilde öğrenim hakkı, Yunanistan tarafından ülkesinde yaşayan Makedon, Arnavut ve Ulah azınlıkları gibi, Rodos ve İstanköy'de yaşayan Türk soylu Yunan vatandaşlarına da tanınmamaktadır.
1972'de kapatılan Türk azınlık okullarından bu yana Rodos ve İstanköy'de Türkçe dil dersleri yapılmasına izin verilmemesine karşın, Yunan vatandaşları ile evli olan yabancılar için Rodos'ta 9, İstanköy'de 7 ayrı dilde eğitim yapan "Uluslar arası Dil Okulları" bulunması Yunanistan'ın ülkesinde yaşayan azınlıklara karşı tutumunun önemli bir göstergesidir.
Bir diğer sorun ise, Türk soylu çocuklara ayrı din dersi verilmemesi ve Ortodoks dininin öğretildiği derslere katılmayan öğrencilerin dışarıda bulundukları süre için de okul yetkililerinin sorumluluk kabul etmemeleri nedeniyle tüm Türk soylu çocukların Ortodoks din derslerine devam etmek zorunda kalmalarıdır. Bazı soydaş öğrencilerin her gün okullarda düzenlenen dini ayin sırasında diğer Hıristiyan çocuklarla birlikte hac çıkarmak durumunda kaldıkları öğrenilmiştir. Oysaki, Eğitim Ayrımcılığına Karşı UNESCO Sözleşmesi'nde "..dilsel veya dinsel nedenlerle ayrı eğitim sistemi oluşturmak ya da eğitim kurumları kurmanın, öğrencilerin ana babalarının talep etmesi... koşuluyla hak olduğu" vurgulanmaktadır.
Öte yandan, UNESCO ve Avrupa Konseyi çerçevesinde yürütülmekte olan çalışmalar ile bilhassa son on yıl zarfında, tarih eğitiminde hoşgörü, karşılıklı dayanışma kültürünün pekiştirilmesi ile ders kitaplarındaki husumeti teşvik eden unsurlardan arındırılması için yoğun çaba gösterilmektedir. Çağdaş dünyanın yaklaşımı böyle iken, Türk soylu öğrencilere tarih derslerinde Türkler aleyhine bölümleri zorla okutmaya çalışan öğretmenlerin tavrını kabul edebilmek mümkün değildir.
Rodos ve İstanköy'de yaşayan soydaşlarımızın kültürel kimliklerinin bir diğer parçasını ise adalarda kalan Osmanlı-Türk eserleri oluşturmaktadır. Söz konusu tarihi eserler sadece adalarda yaşayan Türklerin değil, tüm insanlığın dünya mirasıdır.
Osmanlı egemenliği süresince Rodos'ta belli başlı eserler olarak 16 camii, 15 mescit, 14 türbe, 8 şadırvan, 13 çeşme, 4 kabristan, 1 kütüphane, 4 mektep, 1 saat kulesi, 1 imaret, 3 hamam ve sair askeri yapıtlar bırakılmıştır. Ayrıca bu dönem içerisinde kale surları devamlı tamir görmüştür. Surlar bugüne bu kadar sağlam gelebildi ise, bunun sebebi, Türklerin bu hususa gösterdiği hassasiyet olmuştur.
Osmanlı Devleti Rodos'un fethinin akabinde adada harap olmuş yerlerin tamirine başlamış, Rodos kalesinin tamir edilmesi için 4 sancak beyi, muhafazası için 500 hisar eri, nöbetçi olarak da 500 yeniçeri tayin edilmiştir.
Günümüze ise, Adalardaki Osmanlı-Türk hamamlarının disko ve bara çevrildiği, camilerin düğün salonu yapıldığı, 27 camiden 26'sının minaresinin yıkıldığı gözlenmektedir. Onarılan Osmanlı eserleri ise hiçbir zaman Türk/Osmanlı olarak tanıtılmamakta, isimleri değiştirilmektedir.

Sultan Mustafa Camii (18.yy) |
Rodos'ta İbrahim Paşa Camii hariç, diğer camiler tamamen veya kısmen harap olup, ibadete kapalıdır. 2002 yılı Ramazan ayının ikinci günü Murat Reis Camiinde teravih namazının kılındığı sırada polisler camiye gelerek kontrolde bulunmuştur. Ertesi gün tamir edileceği bahanesiyle kapatılan cami için, bugüne kadar hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Öte yandan, Rodos Metropolitliği'ne bağışlanmış olan 4 caminin isimleri değiştirilmiş, 15 mescitin tümü Evkaf Dairesi'nce Rodos Metropolitliği'ne hibe edilmiş ve hepsi de Hıristiyan tapınağına çevrilmiştir. Halen Rodos'ta İbrahim Paşa ve Süleymaniye camilerinde kısmen restorasyon çalışmalarına devam edilmektedir.

Hamza Bey Camii |
14 türbeden ayakta kalabilen sekizi içinde tek bakımlı olanı Murat Reis Türbesidir. Diğerleri yok olmaya terk edilmiştir. 8 şadırvan ve 13 çeşmeden pek çoğu haraptır, sadece 4 tanesinin suyu akmaktadır.
Mekteplerden bir tek hizmet verebilen Süleymaniye Medresesi ise 1972 yılında kapatılmış olup, 1990'lı yıllarda başlayan sözde tadilat-tamirat çalışmaları devam etmektedir.
Osmanlı döneminde yaptırılan 3 büyük hamamdan bugün 2'si yoktur. Yıktırılıp yerlerine park ve dükkanlar yaptırılmıştır. İmaret elden çıkmıştır. Özel vakıf olan saat kulesi ise hemen hemen yıkılmaya terk edilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanköy'de de pek çok camii, türbe, çeşme, hamam inşa edilmiştir. Lonca Camii olarak adlandırılan Gazi Hasan Paşa camisi 18.yy.da yaptırılmıştır. Defterdar Hacı İbrahim Paşa Camii ise oldukça iyi durumda olup, halen ibadete açıktır. Atik Camii, ibadete kapalı olmasına karşılık, halen fotoğraf stüdyosu olarak kullanılmaktadır. Sultan Hamit zamanında inşa edilmiş olan ve halk arasında Rıfat Efendi Camii olarak tanınan Boruk Camii de ibadete kapalı olan camilerimizdendir. Eski camii veya Tapulu Camii olarak adlandırılan diğer bir camide İtalyan işgali sırasında harabeye dönüşmüşken, bir müddet için ayakta kalan minaresi, tehlike arz ettiği gerekçesiyle yıktırılmıştır.

Yeni Kapı Camii (16.yy) |
Osmanlı döneminde adaya Osmanlı mührünü vuran diğer bazı binaların başında da hamamlar gelmektedir. Bunlardan biri olan Arnavutoğlu Hamamı, halen Yunanlılar tarafından tuz deposu olarak kullanılmaktadır. Bir diğeri olan Ahtubutelli hamamı ise, son yıllarda bar olarak işletilmektedir.

Cezayirli Hasan Paşa Camii (18.yy) |
İstanköy'de Osmanlıların karakteristik
girişimlerinden biri olan çeşmeler de adayı süslemektedir. Çatalca'dan limana kadar yol boyunca pek çok çeşme hayırsever vatandaşlar ve paşalar tarafından hizmete sokulmuşken bunlardan hemen hemen hepsi İtalyanlar ve bilahare de Yunanlılar tarafından yeterince korunmadığından hizmet dışı kalmıştır.
Diğer taraftan, Rodos ve İstanköy'deki soydaşlara destek olmak, bölgedeki din adamlarına sahip çıkmak ve tarihi Osmanlı eserlerini korumakla görevli olan Yunanistan/Siros Adası'ndaki Güney Ege Bölge Genel Sekreterliği'ne bağlı olarak faaliyetlerini yürüten, Rodos ve İstanköy'deki Evkaf İdareleri ise, kuruluş amaçlarının tam aksine, Yunan Yönetimi ile işbirliğinde bulunarak, soydaşlara elinden geldiğince maddi manevi zarar vermeye ve soydaşların ibadet etme koşullarını kısıtlamaya çalışmakta, Osmanlı eserlerine sahip çıkmamakta, bu eserleri ve çok sayıda vakfa ait dükkanları, bağış adı altında Rodos'taki mahalli idarelere vermektedir. Evkaf İdareleri'nin elinde kalan az sayıda eski Osmanlı eserleri de yok edilmeye devam edilmektedir.
Dünya Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair Sözleşme gereğince; kültürel mirasın parçalarının istisnai bir öneme sahip olduğu ve bu nedenle tüm insanlığın dünya mirasının bir parçası olarak muhafazasının gerektiği göz önünde tutularak, Yunanistan'ın da topraklarında bulunan Osmanlı-Türk eserlerinin korunması, teşhiri ve gelecek kuşaklara iletilmesi görevini gereğince yerine getirmesi beklenmektedir.
|