|
Rodos, 12 Ada içinde Osmanlı izlerini en fazla taşıyanlardan biri.
Ege'yle Akdeniz'in kesiştiği noktada iki denizin "anahtarı" konumundaki Rodos, bu stratejik önemi nedeniyle yüzyıllarca hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuş.
Fatih Sultan Mehmet'in uğrayıp da elinden alamadığı, Cem Sultan'ın, kardeşi II. Beyazıt'tan kaçıp sığındığı ama taht için kardeş mücadelesinin kaçınılmaz sonundan kurtulamadığı Rodos'ta, şövalyelerin barındığı şato, Sosyalist Enternasyonalin Göç Komitesi toplantısı için Baykal ve Papandreu'ya ev sahipliği yaptı. Rodos'un Cem Sultan'a mezar olmasından sonra tahtını sağlamlaştıran II. Beyazıt'ın torunu Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1522 yılında alınan Rodos'ta, camileri, kütüphanesi ve okuluyla Osmanlı izleri canlılığını koruyor.
Elyazması Kuran- Kerim
CHP lideri Deniz Baykal'ı ve beraberindekileri en çok etkileyen "Türk Kütüphanesi" oldu. Elyazması Kuran-ı Kerim'ler, elyazması tarihi tefsirler, matematik, tıp, astronomi kitaplarını barındıran 2.500 kitaptan olu?an bu kütüphane tarihçiler ve araştırmacılar için eşi bulunmayan bir hazine...
Fethi Paşa Vakfı'na ait kütüphanede, Vakıf Başkanı Cengiz Argeşo, en değerli parçalardan birini oluşturan, 1401 tarihinde yazılmış Kuran-ı Kerim tefsirini Baykal'a gösterirken heyecanlıydı. Kütüphaneden çalınan, sonraki yıllarda İngiltere'de bir müzayedede satılırken saptanan ve geri alınan bu 605 yıllık elyazması tefsir paha biçilmez değerde. Hem tarihi değeri hem de içerik değerinin çok yüksek olduğunu belirten Argeşo, gerçek tefsir hazinesi Rodos'ta diye bilim adamlarına, din âlimlerine adres gösteriyor.
Kapalı Türk okulu
Osmanlı, kütüphanenin yan sıra Rodos'a bir Türk okulu da açmış. Süleymaniye Camii ile Türk kütüphanesini tamamlayan tarihi "Türk okulu" kapalı. Rodos'taki Türkler, okulun kapatılmasını siyasi bir karar olarak görüyorlar. Rodos'un önde gelen Türklerine göre, okul 1970'lerin başında Heybeliada Ruhban Okulu'nun kapanmasına misilleme olarak kapanmış. Yunanistan kabul etmese de gerçek nedeninin bu olduğuna inanılıyor.
Sadece Türk okulu değil, 7 camiden 6'sı da kapalı.
Rodos imamı olarak tanınan Ismail Hoca, adadaki Müslümanların lideri. Ünü Türkiye'yi de sarmış olan Ismail Hoca, sıkı Atatürkçülüğüyle tanınıyor. Yıllarca Batı Trakya'da ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra, 1974 Kıbrıs Harekâtı'ndan sonra yoğun baskı gören Hoca, Rodos'a gelip Müslümanların lideri olmuş, bilge bir kişi. Baykal ve Onur Öymen'le sohbetinde tarih, din ve Atatürk bilgisiyle büyük ilgi ve takdir topluyor.
Vakıfların durumu
Türkiye, AB talepleri doğrultusunda azınlık vakıflarıyla ilgili olarak sürekli baskı altında. Vakıflara tanınacak ayrıcalıklara ilişkin yasa düzenlemesi de Meclis'in gündeminde. Bu vakıfların mali ayrıcalıkları bir başka baskı konusu.
Türkiye, vakıf gelirlerinden stopaj dışında vergi almıyor, ancak, Yunanistan'daki Türk vakıflarının durumu öyle değil. Örneğin Türk Kütüphanesi'nin de ait olduğu Fethi Paşa Vakfı Başkanı Aşgero şöyle diyor:
"AB Türkiye'ye baskı yapıyor ama Yunanistan'da biz en ağır vergileri ödüyoruz. Burada vakfın gelirlerinden Yunanistan yüzde 41 vergi alıyor. Biz bir tarihi, bir kültürü, dünya için hazine değerindeki eserleri koruyup yaşatmaya çalışıyoruz ama en ağır vergilere tabi tutuluyoruz. Türkiye bu konuda ağırlığını koymalı. Karşılılık esasını çalıştırmalı."
Rodos'taki bu eserlerin korunmasında Başkonsolos Ahmet Arda'nın yoğun çabaları da vakıf yöneticileri ve Müslüman toplum tarafından büyük takdirle anılıyor.
Kısa Rodos gezisi yurtdışındaki Türk eserleri ve kültürünün korunması için daha büyük ilgi ve bütçeye ihtiyaç duyulduğunu gözler önüne seriyor.
* Fikret BILA, Milliyet Gazetesi, 26 Ekim 2006
Sultan Süleyman Camii
Yunanistan Kültür Bakanlğı, Rodos adasındaki Sultan Süleyman Camii’nin restorasyon çalışmalarının tamamlandığını açıkladı.
Bakanlık, 1522'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan cami ve avlusundaki hayratın, tarihi özelliklerine sadık kalınarak,
dönemin yapı teknikleri ve malzemesi kullanılarak onarıldığını duyurdu.
Sultan Süleyman Camii’nin 12 Adalar'daki en önemli Osmanlı eserlerinden biri olduğu kaydedilen Bakanlık açıklamasında, restorasyon
faaliyetlerinin, daha önce hasar gören minarenin yerine yapılan yenisinin yıkılma tehlikesi arz etmesi üzerine 1988 yılında başlatıldığı
da belirtildi.
Adı gecen camii, 1522 yılında, Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos'u fethinden hemen sonra, Agion Apostolon adlı kilisenin bulunduğu yere
inşa edilmiştir.
1856 yılında Ayos Ioannis kilisesi çan kulesinin yanında bulunan barut deposuna düşen şimşekten kaynaklanan patlamalar ve 1863'de Rodos'da
meydana gelen şiddetli deprem camiinin minaresini de yıkmıştır. O zaman minare yeniden inşa edilmiş ve ayrıca camii de onarılmıştır.
Fakat bölgede 1928 yılında yaşanan şiddetli deprem minarenin bir kez daha yıkılmasına neden olmuş ve o zamanki Italyan yönetimi minareyi
yeniden inşa ettirmiştir.
Yunan yerel makamlarının 1987 yılı sonlarında "yıkılmak üzere olduğu" şeklindeki iddiası ve Yunan Kültür Bakanlığının kararıyla Süleymaniye
Camiinin minaresi yıktırılmıştır.
Daha sonra camiinin onarımı ve minaresinin inşaatı AB bölgesel kalkınma programına dahil edilerek, Yunanistan arkeoloji idaresinin gözetimi
altında restorasyon çalışmaları sürdürülmüştür. Bu çerçevede, kubbenin üzerindeki kursun kaplamalar onarılmış, camiinin içindeki alçı ve
yaldızlı işlemeler, tahta kısımlar ve önündeki revaklar tamir edilmiştir.
İstanköy Vakfı Yönetimi
Yunanistan/İstanköy (Kos) adasında yayımlanan "To Vima Tis Ko" isimli yerel gazetenin 19.03.2005 tarihli baskısında, "S.E. / Umut Listesi" adlı bir grubun, İstanköy Vakfı yönetimi aleyhindeki bir duyurusu ile anılan grubun Yunan İçişleri Bakanlığı’na resmi başvurusu hakkında bir habere yer verilmiştir.
"S.E (Umut Listesi - Not: Son belediye seçimlerinde komünist aday listesi)'nin İçişleri Bakanına Mektubu! İstanköy Vakfı Yönetiminin Atanmasındaki Kapalı ve Şeffaf Olmayan Atama İşlemleri Yanlış! Bugüne Kadar Görev Yapan Yönetimler Hakkında Görüşler" başlığıyla verilen haberin detaylarında,
"Kime : İçişleri Bakanı P. Pavlopulos
Dağıtım : Ege Bakanı A. Pavlidis, Onikiada Milletvekilleri,
İstanköy, Dikeu ve Iraklidon Belediyeleri
Konu : İstanköy Müslüman Cemaatinin Sorunları
Yeni hükümetin bir yıllık icraatı ile ilgili olarak, yerel ve özel bir konudaki tavrımızı size duyurmanın yararlı olacağını düşündük. Hepimiz, adamızdaki küçük Müslüman cemaatini ilgilendiren konulara değinmekten kaçınıyoruz. Belki de milli konular üzerinde bazı yanlış anlamalar olabileceği korkusu bizi böyle bir suskunluğa itmektedir. Diğer gelişmiş Avrupa devletlerinde olduğu gibi, bizim de demokratik ve şeffaf ülkemizde de bu gibi konuları açık bir sekilde ele alıp göğüslememiz gerekmektedir.
Müdahalemizi gerektiren olay, geçtiğimiz günlerde, Vakfın yeni yönetiminin atanmasında, kapalı ve şeffaf olmayan atama işlemlerinin tekrar edilmesidir.
Biz Vakıf yönetiminin yapısına müdahale etmiyoruz. Atanan kişiler hakkında yorum da yapmıyoruz. Sadece atama işlemlerini yorumluyoruz. Ne yazık ki, yeni hükümette bu konuda eski hükümetlerin izlediği yolu izlemiştir.
Kamuyu ve dernekleri ilgilendiren bütün konularda, bütün formalite ve katılımların şeffaf olmasını istiyoruz. Bu konudaki müdahalemiz doğrudan doğruya bu amacı gütmektedir.
- Sosyal yaşantımızda ve üretim faaliyetlerimizde herhangi bir ayrım sorunumuz ya da milliyetçilik ve ırkçılığa dayanan olgular yoktur. Yerel toplumlar arasında kültürel farklılıktan kaynaklanan mesafeler giderilebilir. Yapılması gereken, azınlığı ilgilendiren mevcut sorunların açıkça görüşülebilmesidir.
- Yunan Hıristiyanların sahip oldukları bütün kişisel ve siyasal haklar, Müslüman vatandaşlarımız için de geçerlidir. Avrupa hukukunun Yunan hukukuna girdiği ülkemizde, İstanköylü birçok Müslüman aile bireyinin vatandaşlık sorunlarının çözümünde çeşitli kısıtlamalar olduğu görülmektedir. Sizin müdahalenizle bu sorunların çözülebileceğini umuyoruz.
- Türk dili eğitimi ile ilgili sorunlar, Türk dilinin İstanköy adasındaki bir - iki devlet okulunda 3. dil olarak eğitime girmesi ile çözümlenebilir. Gelişen sınır işbirliği çerçevesinde, Türk dili eğitimi, birçok öğrencinin ve İstanköy toplumunun ilgisini çekebilir.
- Vakıf yönetimi önemli bir konudur. Vakıf yönetimi, işbaşındaki hükümet tarafından atanmaktadır. Vakıf yönetiminin kararları, belirlenmiş bir hükümet yerel yetkilisi tarafından denetlenmektedir.
Vakıf yönetimlerinin atanması, PASOK ve Yeni Demokrasi Partisinin taraftar çevreleriyle sınırlı kalmaktadır. Böylece Vakıf yönetimleri, iktidar partilerinin çıkarları ve istekleri doğrultusunda faaliyet göstermektedir.
Bu durumun değişmesi gerekmektedir. Giden her yönetimin açıkça hesap vermesi, ekonomik denetimlerin derinleştirilmesi, Müslüman toplumun önerilerinin açıkça görüşülmesi ve ayrıca, kamu içinde etkili olan vatandaşlar ile resmi kuruluş temsilcileri arasında diyalog kurulması daha yararlı olacaktır.
Bu değişikliklerin, mevcut ve daha da demokratikleştirilebilecek yasalar çerçevesinde gerçekleştirilmesi mümkündür.
Bir önceki Vakıf yönetimi, toplam değeri 600.000 Euro olan, İppokratus'daki Platanu meydanındaki Lonca Gazi Hasan Paşa Cami ve Eleftheria (Hürriyet) meydanındaki Defterdar İbrahim Paşa Camiinin restorasyonu gibi işlere finansman sağlamıştır.
Ancak, Vakıf yönetimi bu finansmanı sağlarken, geniş arsalarını uzun bir süre için elverişsiz akitlerle kiralamak zorunda kalmıştır. Bu akitler yapılırken 813/78 sayılı yasa hükümleri de kaale alınmamıştır.
Düşük kira ücretlerinin dondurulması vakıf kaynaklarında gelir kaybına yol açmış ve pek çok parti yerel yetkilisi çıkar sağlamıştır.
Vakfın gelirleri zaman zaman gereksiz ek harcamalarla tüketilmektedir. Bazen kaçak göçmenlere yardım, bazen de gelen hükümet ve parti yetkililerini ağırlamak için yapılan masraflar ile Vakfın gelirleri tüketilmektedir. Aynı kişilerin uzun yıllardan beri kurumun yönetiminde kalması da olumsuz sonuçlara ve yorumlara neden olmaktadır. Bu durumu düzeltmek zorundayız.
Particilik zihniyetinden kurtulup yönetimde demokratikleşmenin çeşitli yolları ve faydaları vardır. Bu, tüm yerel toplumun yararına olacaktır.
Umut Listesi adına
- Nikos Milonas
- İlias Kamateros
- Niyaze Payzanoğlu
|